22.3.12

Çukurun Sonu

Hayat nereye gidiyor acaba?  Sonunu sormuyorum bakın, biliyorum sonunun ölüm olduğunu. Sorun şu ki, 10 yazımın 8 inde hayatı ve ölümü ele alıyorum lan. Aslında yazma kabızı olduğum ve yazmak istediğim zamanlarda bu klişe konudan giriyorum, sonra da fal gibi açılıyor allahsız, ben de ne yazacaksam yazıyorum.

Hepimizin başlangıç hikayesi aynı. Bir şekilde babanız ve anneniz birbirleriyle biraz eğlenme ya da direkt sizleri yaratmaya karar vermişler, orada bir şeyler olmuş ve bir süre sonra siz olmuşsunuz. (Güzel bir başlangıcı var lan, aslında dinlesem mi devamını da?) Bu sizin seçimimiz değil. Bu manidar ebeveynlerinizin seçimi değil mi? Peki bu yaşımıza gelmiş olmanıza ve kararlarınızı kendiniz verebiliyor olmanıza rağmen neden hala anne ve babanızın aldığı karardan sapmıyorsunuz? Yaşam gibi ölümün de ardında farklı ve belki de daha güzel bir yer olup olmadığını nereden biliyorsunuz? Denemeden bilemezsiniz, denemeye değer mi?

Göt korkusu bi'tanem, göt korkusu. Yani korkunun illa ki götte olması gerekmiyor tabi de, deyiş öyle işte, ve 'göz korkusu'ndan daha etkili bir deyiş, çünkü mahremi ve küfür etmeyi çok seviyoruz. Bok var çünkü küfürde (oğlum kendimle çelişiyorum bayağıdır ses etmiyorsunuz orada mısınız?). Neyse, korku diyorduk değil mi? Korku zaten atacağın adımın altında aniden beliren bir çukur ve etrafında belediyenin bir uyarı işareti de yok. Görmezsen, düşmezsin. Gördüğün an düşersin. Bu halde gözüne gözüne sokulan (bak gözüne dedim işte) bir ölüm korkusu varken "ulan ölsek de bir baksak mı nasılmış oralar?" dememen çok normal, ben de demiyorum zaten. Sadece bunun nedenleri yok, oraya takılıyorum ben.

Sabah kalktın. Ne yaparsın? Öğrencisin diyelim. Eşekler gibi gidersin okuluna, girersin derslerine. Peki neden? Çünkü önce üniversiteye kapağı atman, sonra da işine başlaman gerekir değil mi? Peki neden? İyi bir hayatın olması için mi?

Bir şans verilseydi bunları mı yapardın gerçekten? Tamam anladım, annen ve baban etmişler bir halt sen olmuşsun, peki sen niye bir halt edip ipleri eline almıyorsun? Bir hayatın var ve bu senin hayatın, benim değil -ki umrumda da değil-, ve onu bile rezil ediyorsun.

Ne için yaşıyoruz bi'tanem? Yani, ikinci bir seçenek varken neden yaşıyoruz? Bir amaç uğruna mı yaşıyoruz, yoksa yaşamak en akıllıca şey olduğu için mi yaşıyoruz?

Bizi yaşamaya bağlayan şey bilememek aslında, terkedememek, bırakamamak, korkmak. Elimizde tek bir yaşam varsa onu ölüm gibi bir şeye harcadığımızda pişman olacaksak bunun geri dönüşü olmayacaktır. Bu yüzdendir ki biri bizi öldürmekle tehdit ettiğinde ve bunu yaparken ciddi olduğunda onurumuzu, inancımızı ve hayatımızı satarız. Ses çıkarmayız ırzımıza geçilmesine, dayağa, işkenceye. Susacağımıza yemin ederiz ve gözümüzü (burada göz olmadı lan pek) kurtarmak için her pisliğe tek tek katlanırız. Bence hayatınız birileri istemediğiniz ve incineceğiniz şeyleri yüzünüze karşı yaptığı ve buna göz yumduğunuz an bitiyor, bu yüzden kurtardığınız şey sadece gözünüz oluyor, hayatınız değil.

Peki, diyelim kurtardık gözü. Ne yapacaktık veya ne yaptık da bunca şey çekecek kadar değere bindi hayatımız?

Hayat, keşkeler zinciridir. Bir şeyi yapamamakla yapabilecek olmak fakat istememek apayrı şeylerdir. Bu da insanın tamamen kendini rahatlatması ve bir yerde kandırmasıyla ilgildir, sonuçta o şey asla yapılmayacaktır, yalnızca 'belki bir gün yaparım la ne güzel' düşüncesi bizi rahatlatmaktadır. Çünkü sonlar her zaman duygusaldır ve insanın böğrüne bir domuz gibi oturur, yutkunamazsınız.

Hayat, bir şeyi yapmak için yaşamak değildir genelde, bir şeyler yapılır ve senin buna tepkin hayatı oluşturur. Üzgünsen mutlu olmayı, mutluysan bunun sürmesini, karamsarsan gelecek umudunu beslersin içinde, ve bu böyle sürer gider.

Disiplin, istikrar, başarı, para, şöhret falan hepsi palavra. Bana palavra yani, sana değilse değildir. İnsan ne yaparken iyi hissediyorsa onu yapmalı, çünkü eğer iyi hissetmesse önce kendisine, sonra çevreye müthiş zararlı oluyor. Bazı şeyleri -özellikle de cevabı olmayan şeyleri- düşünmemesi için kendini iyi hissetmesi gerekir insanın, çünkü mutsuzken karamsarlığa kapılır ve karamsarlık da cevabı acıtan veya hiçbir zaman bilinmeyecek olan karanlığın sonucudur.

Bana göre hayat tamamıyla öylesine yaşanan bir şey, yaşanmalı ve bitmeli. Bazı olaylar oluyor ve biz düşünüyoruz, bu. Hareket halindeki bir arabadayız ve yol da hayat, istersen hasta ol, istersen manzarayı seyret, şöfor olaylardır ve varış noktasında birden bitiverir, susuverir bütün olaylar, çünkü yolcu olan sen yoksundur arabada. Hayatta pek bir anlam aranmamalı, nasıl bulacan lan koskoca hayatın anlamını.

Sen ne için yaşıyorsun peki?

5 yorum:

  1. Hayat gittiğin kadar giden bir yol,düşününce çok şey saçma ama düşünmeye devam etmek için de yolda olmaya devam etmek gerekiyor,her şey zaman zaman sıkıcı ancak eti canga ve okşanmış patlıcan insana hayat güzel lan dedirtir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hak veriyorum, sıkıcı falan ama sıkıntıya katlanmadan sıkıcı olduğunu söyleyemeyiz değil mi?

      Sil
  2. NOT : Resmi görünce özlü bir söz aklıma geldi " öküzün dünyası gördüğü çayır kadardır"

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. NOT : Eti Canga da hakikaten çok güzel

      Sil
  3. bence varoluşçu bir yaklaşım var yazıda, Kierkegaard vari...genç bir yazar olarak ölümü bu kadar işlemek... ilginç

    YanıtlaSil

Buradan yorum yapabilirsin: